Mersin… İzlenim ve Anılar
Bu yazı toplamda 881 kez, bugün ise 1 kez okunmuştur.
Mersin’ ilk gittiğimde 1980 yılıydı. Flamingo Yolu denilen bir cadde dışında hemen hiç bir gezilecek yeri olmayan orta halli bir Akdeniz şehri olarak kalmış aklımda. Bu günse artık büyük şehir olmuş… Bunu bir kez de Mer-Mok’un çabaları ile gördük. Üç gün süreyle bölgesindeki motorcuları bir araya getiren, birlikte hoş vakit geçirmemizi ve birbirimizi tanımamıza vesile olan mer-Mok’lu arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur demişler. Bu internet öyle büyük bir icat ki yakında birbirine kavuşan dağları duyarsak şaşırmayalım.
Hasbelkader ışık yüzümüze gülmüş birkaç fotoğraf çekmişiz, kadehte şarap cüretkarlığımızı bilemiş üç beş gezi yazısı yazıp paylaşmışız, çevremizdeki arkadaşlarımızın, abimizdir gönlünü almak lazım diye türlü iltifatlarıyla bir de egomuz kabarmış, başka sitelere de koyup iyice şişirmişiz kendimizi… işte o rüzgarı estirenlerden biri de Murat Sürücü. Sanırım bir yıl kadar önceydi. Netten yazışmaya başladık, bir ara bir telefon konuşmamız da oldu. Fotoğraf makinesi alacaktı o konuda danışmak istemiş.
Konuşmalardan seziyorum ki bu iş burada durmayacak. Sesinde öyle sıcak bir tını ve içtenlik var, hafif aksanı kırık. Kırık aksan beni daha da kaşındırıyor ve merakım köpürmeye başlıyor. Hani orkestra şefi falan… müzikle de bir şekilde birbirimizinkine teğelli dünyalarımız… Beni en çok başka dünyalar heyecanlandırıyor. Başka aksanla başka şeyler konuşanlar. Onların beni arkadaşlıklarına kabul etmesi ve onlarla zenginleşme imkanı kaçırılacak fırsat mı ? Değil elbette… Bir yandan da korkuyorum. Yazdıklarımı ve beni biraz fazla büyütmüş gibi hissediyorum. Bu tanışıklık net ortamında kalsın hiç bulaşmayalım birbirimize diye geçiyor aklımdan. Tanıdıktan sonra hayal kırıklı olacağım onun için… Hazır zihninde sulayıp yeşertmiş, bir model yaratmış kafasında. Oysa ben çok sıradan biriyim. Diğer sıradan insanlardn tek farkım cüretkarlığım. O cüretkarlığa biri itibar etmiş, şimdi tutup da onun teveccühünü değersizleştirmenin alemi var mı ?

Yakınlaştıkça küçülen şey nedir ? Yakınlaştıkça küçülen tek şey “büyük adamlardır” ! Biraz yakından baktığınızda gözünüzde büyüttüğünüz adamın renk tayfının ne kadar kıt, dünyasının aslında ne kadar dar olduğunu üzülerek keşfedersiniz. Ona böyle bir üzüntü yaşaymak istemedim. Ama işler öyle gelişti ki Mer-Mok Şenliğine gitmemek artık ayıp olmanın ötesinde saygısızlık olacaktı. Biz de karar verdik gideceğiz diye. Kaderde varsa hayal kırıklığı bu da onun kaderi yaşayacak diye düşündüm. Arkadaşlarımla konuştum onlar da gelmek istediler.
Benim “festival”lere çok sıcak bakmadığımı yakınımdaki arkadaşlarım bilir. Emin misin Murat abi, sorusuyla karşılaştığımda valla siz gelmezseniz ben tek gideceğim, artık bu namus borcu oldu dedim. Sağ olsunlar imkanı olan arkadaşlarım da beni yalnız bırakmadı. Festivalleri sevmem çünkü fazla kalabalıktır. Fazla eğlenceye ve “programa” kilitlenmiştir. Hani yılbaşı akşamları peşinen kabul edilen ama her yıl inatla denediğimiz kutlamalar gibi… bir tür kolektif kendinden geçme denemesi. Bu denemeyi hüzünlü buluyorum ve dışında kaldığımı nüfuz edemeyeceğimi hissediyorum. Yapılan işin yanlışlığından değil. Benim bünyenin kabızlığından. Elli yaşında olmakla da alakası yok on sekizimde de böyleydim. Genelde de bu eğlence teşebbüsü çoğunlukla bir kendine tapınma ayinine dönüşür. Neyse mevzuu dağıtmayalım. Demek istediğim pek gidesim yok. Murat “abi bir hafta sonu arkadaşlarınla gel size tantuni yedireyim iki satır da yol yapar çayımızı içeriz dese benim için asıl festival o olacak. Nereden bilsin fakir. O da ben gibi bir kör cahil. Birileri için bir şey yap, diye fısıldanmış bir kere kulağına. O fısıltı giderek uğultuya dönmüş, ille başını derde sokacak. Bir ekmeği kırıp içine helva koysak o da yeter ama o ille o fısıltıya kaptıracak kendini. Başkası için bir şey yap.. Bizim için bir şey yap… Yapmış Murat Sürücü.

Şehirleri binalar ve sokaklar büyütmez. Binalar ve sokaklar şehirleri daraltır. Şehirleri büyüten insanlardır… O fısıltıya kulak verenler… O akılsız hizmetkarlar şehre taşınan suyu arıtıp sizin bardağınıza doldurur, siz içerken acaba bardak misafirime uygun mu diye iç geçirir, siz oh dediğinizde o ah anlar. Acaba memnun kaldı mı acaba istediğini verebildim mi diye kendi huzursuzluğunu koyultur… Yetmez. Kimseye yetmez. Ama şehirler böyle büyür. Topluluklar böyle kimlik kazanır. Hizmet edenin teriyle sulanan bahçeler hep kusurludur onun gözünde. Hep yetmedi eksik kaldı sanırsın. Yetmez, yetmeyecek… Şehirler, bu “yetmez” diyen insanların çabaları ile büyüyecek. Mersin Haziran ortasında biraz daha büyüdüyse Murat kardeşimin ve arkadaşlarının çabasıyla olmuştur. Hepimiz bunu böyle bilelim ve başkası için bir şey yapmak gibi bir kutsiyete gönlünü kaptırmış insanlara önünde saygıyla selam verelim.
Teşekkürler Mer-Mok. İnsanlar arasında bir bağ kurulması için, aramızdaki uzaklığı bir engel değil bir imkana dönüştürdüğünüz için. Mersin’de birden fazla motor gurubunun şenliğe katılmış olması, hemen yanı başınızdaki Adanalı kardeşlerinizin sizi yalnız bırakmaması çok dikkat çekiciydi. Ayrıca Akdeniz Motosiklet Kardeşliği gibi anlamlı bir oluşumun varlığından da orada haberim oldu. Keşke bunu her bölge yapabilse ve buradan motor camiası için faydalı işler çıkartabilsek… Kim bilir.. belki bir yerlerde birilerinin kulağına bir şey fısıldanıyordur ve o da bunun gereğini yapıyordur.

Ankara’dan öğle saatinde yola çıktık. Üç beş arkadaş acaba yağmur yağar mı yağmaz mı diye hafif bir tedirginlik geçirdikten sonra yağarsa giyiniriz sıcakta bunalmayalım diye kendimizi yoa attık. Sabah erken çıkabilseydik yolu zevkli hale getirecek alternatif rotalar deneyebilirdik ama sabah işe gitmek durumunda olanlar olarak orta karar bir yol zevkine razı olduk. Gariptir Tuz Gölü çok güzeldi. Garip diyorum çünkü güzelliğin sebebi kirlilikmiş. Kırmızı mor bir görüntü veriyordu. Yolda yine kıkırdayıp gülecek bir sürü şey bulduk. Ne olduğunu hatırlamıyorum şimdi. İpe sapa gelmez bir sürü şeye gülüyoruz. Aklı başında adamlar, bizim gibiler için ota boka güler kapı gıcırtısına oynar diyorlar. Evet biraz öyleyiz sanırım… Motor üzerinde ve yoldayken öğrenilmiş bir arsızlığımız var hayata karşı… Arsızca hatır hutur yolu yiyoruz. Ağzımızın kenarından sular aka aka. Yeri geldiğinde çatal bıçak da kullanırız ama ısıra ısıra döke saça yemek hoşumuza gidiyor. Öyle peçete falan bağlamadan üzerine yolun izini hafızasını dökerek… Yol zevksiz bile olsa birbirimizle eğleniyoruz. Ki yol da fena değildi.

Kamp alanına girdiğimizde (sanırım uzunca süredir kaybolmadan yolumuzu bulabildiğimiz tek gezimizdi) aklımda tek bir şey vardı tantuni yiyip bira içmek. Aklı selim arkadaşlarım önce çadırları kuralım dediler ve onların yardımıyla (bana Emre yardım etti sağolsun) çadırlarımızı kurduk. Kamp alanındaki bu yardımlaşmayı seviyorum, böyle bir yardımlaşma olduğunda günlerce orada kalabilirmişiz gibi hissediyorum. Nasılsa kabilemiz el birliği ile her işin üstesinden gelir.

Yemeğimiz yedikten sonra kendi aralarında gitar çalıp söyleşen Mer-Mok’lu arkadaşlarımızın masasına geçtik. Kimsenin sözlerini bilmediği şarkılar söyledik. Hakkını yemeyelim gitar çalan biraz biliyordu. Ama bazı şarkılarda masamızdaki Çekler kadar yabancı olduğumu anladım (Ben hep Mozarttır Bachtır Puccinidir onları dinlerim o yüzden yani
) Geceyi tamam eyleyip kafayı vurduğumda uzunca süredir ilk defa kampta deliksiz uyudum. Hem üşümedim hem de yeni matım çok rahat geldi. Daha önce konforlu olacak ümidiyle koca bir şişme yatağı taşıyordum.
Sabah kahvaltı niyetiyle kalktığımızda sıkma ve çay için biraz beklememiz gerekti. Kamp alanında kalanlar tekne gezintisi ve toplu sürüş için beklerken ben Çağla ve Hüseyin’le yola çıktım. Ankarada bir rota çizdim güzel olduğundan çok da eminim. Kıvrım kıvrım yeşil yeşil yollar gel beni ısır diyor. Durur muyuz, depoları doldurup kısmetimiz almaya gittik. Ama eskilerin “hayat siz plan yaparken başınızdan geçenlerdir” deyişini dibine kadar idrak etmemizi sağlayan bir tecrübe yaşadık. Aslında uzun uzun laf etmeye gerek yok kısaca anlatmak gerekirse kaybolduk. Bulunduğumuz yeri googele hazretleri blie bilmiyor.

Benim GPS zaten boş arazi gösteriyor, Hüseyin google earth’den bakıyor, boşluktayız. Çağla elinden geldiği kadar boş boş bakmıyor ama sessizliğinde “n’olcak şimdi abi” sorusunu görmemek için kör olmak lazım. Köy köy geziyoruz. Planladıklarımızın sadece iki üç tanesini görebildik. Gerisi tamamen sürpriz. Bir diğer sürpriz de asfaltın bitişi oluyor. Bir köyün içinden geçerken asfalt aniden bitti ve sert toprak başladı. E bunda ne var ki biz sert toprakta motora ters takla attırırız diye devam ettik.

Birkaç köylüye sorduk yol nasıl diye “eyi eyi ama pek eyi değil” gibisinden ufuk açıcı cevaplar aldık. Sonra sert toprak bitti sert taşlık yol başladı. Sonra o da bitti ıslak taşlık yol başladı. Nihayet o da bitti ve bir süre yol demeye bin şahit isteyen patikaları tırmandık.

Endurocular için basit parkurlar ama bizim altımızda 300 kiloluk Varaderolar ve Çağlanın altındaki motorda asfalt lastiği olunca haliyle ha devirdik ha devireceğiz diye arada yürek Selanik durumları yaşadık. Çok şükür ne motor devirdik ne neşemizden bir şey kaybettik. Şartlar zorlaştıkça, az önce becerdik bunu da beceririz diye bir inanç geliştirip devam etik. Böyle parkurlarda sadece kendinize inanmanız yetmiyor. Bir de yola çıktığınız insanlara inanacaksınız.

Köylerde kahvelere girdik. Yörüklerle sohbet ettik. Bize çay ısmarladılar, yemek ısmarlamaya kalktılar. Tarım işçisi Mehmet vaktiyle Ankara’ya göç etmiş bir davulcu arkadaşını tanıyıp tanımadığımızı sorud. Hem de defalarca. Sonra askerliği yaparken Deniz Gezmişlerin asıldığı gün Çubuk Barajında nöbet tuttuğunu. Vs. vs. saçma, bazı an sıkıcı ama yine de çok güzel sohbet ettik.

Nihayet saat beş gibi kamp alanına döndük. Sıcaktan epeyi yorulmuş ve bitkin haldeydik. Korteje katılmayacağımızı anlayınca Murat biraz buruldu. Biliyordum bu tanışıklığın içine hayal kırıklığı da ekleneceğini ama niyetsiz ve isteksiz bir şekilde katılmış olsam ona daha çok kırılacağına da eminim. Kusura bakmasın cidden çok yorgundum ve yeniden motor kıyafetlerini giymeye mecalim yoktu.
Gece plaketler verildi, lastikler yakıldı, başkanlar konuştu teşekkürler edildi… Her kes kendi kepçesi kadar bir şeyler aldı. Ben kendi adıma hep Mer-Mok’ta olmaktan hem Mersin’de olmaktan ve Mersinli arkadaşlarımla yüz yüze tanışmaktan ötürü mutluyum. Ve nihayet yol arkadaşlarım… sizler olmasanız hiç bir şey kendi anlamını bu kadar güzel bir şekilde bulamazdı. Sizlere de teşekkürler. Ali Yeşim, Bilgehan, Aksu, Çağla, Çağdaş, Yaşar Şen, Emre, Hüseyin.
Not: Gezi sırasında objektifim dağıldığı için istediğim kadar fotoğraf çekemedim. O yüzden yazı ile fotolar arasındaki kopukluk oldu ve yeterince fotoğraf sunamadım. Kusura bakmayın. Madem ki eyvallah demeden gittik daha gitmiş sayılmayız bir dahaki sefere başka bir kusuru arkamızda bırakırken bu kusurumuzu örteriz inşallah.
Murat Şahin ÖCAL

çok güzel bir yazı olmuş abi eline kalemine sağlık
))
Teşekkürler , Çok güzel bir yazı olmuş elinize sağlık,
Keyifle okudum , saolun Murat bey
Teşakkürler Murat bey elinize kaleminize yüreğinize sağlık yazdıklarınızdan bir Mer-mok lu olarak çok etkilendim
Yorum Yazmak ister misin ?
Istanbul Hava Durumu
Istanbul Trafik Kameralari
Goruntulemek istediginiz noktada ki balona tiklayiniz.Eğitim »
T.M.F.’DEN ÜCRETSİZ MOTOSİKLET TEMEL EĞİTİM KAMPI
Türkiye Motosiklet Federasyonu; motosiklet sporunun geniş kitlelere ulaştırılması, sevdirilmesi, ve Atatürk’ün ünlü vecizesindeki gibi zeki, çevik ve ahlaklı sporcuların ve geleceğin şampiyonlarının yetiştirilmesi için 05 – 12 yaş grubundaki gençlerimize yönelik ücretsiz …
Giyim-Kuşam »
GIVI TW03 Su Geçirmez Sırt Çantası
Motosiklet aksesuarları üreticisi Givi ürün yelpazesine, yağışlı havalarda ıslanma korkusu olmadan herhangi bir eşya taşımak için yumuşak, rahat ve % 100 su geçirmez TW03 sırt çantasını da ekledi.
Givi, yeni sırt çantasını 8-13 Kasım tarihlerinde …
Konsept »
Özel Yapım Yamaha Virago XV750
Tasarımını Greg Hageman ‘ ın yaptığı 1982 Model Yamaha XV750 ..
Motor kısmına hiç dokunulmamış bu Viragoda ; Hitachi karbüratör , K & N filtreler kullanılmış..Bridgestone lastikler ve siyah mat metaller kullanılmış….
Farklı bir Tasarımdaki Virago…
Kaynak : …
Teknik Mevzular »
motoLAB | Motosiklet Servisi Açılıyoor…..
” Motosiklet Servisi ” anlayışına farklı bir bakış açısı getiren motoLAB , hobilerini hizmete dönüştüren 3 kafadarın girişimiyle 1 Mayıs 2010 tarihinde açılıyor……
motoLAB Kimdir ?
motoLAB hobilerini hizmete dönüştüren 3 kafadarın girişimidir.
Her motorcunun dertlerini çok iyi …
Rasgele Yazilar
Etiket Bulutu
2008 2009 2010 2011 bmw dakar ducati Dünya Supersport Şampiyonası fuar harley davidson helmet honda italya Jorge Lorenzo kask Kawasaki kaza kenan kenan sofuoğlu konsept KTM lorenzo motogp motor motorsiklet motosiklet motosiklet kaza Paddock Girls pedrosa qatar rossi scooter sofuoğlu stoner superbike supersport suzuki takvim test trafik Valentino Rossi yamaha yarış yeni model şampiyon