2011 Modeller

2011 Modeller hakkında teknik dökumanlar, fotoğraflar, testler, incelemeler, öneriler, görüşler…

Aksesuarlar

Motosiklet için tüm akesuar tanıtımları, incelemeler, teknik bilgiler, fiyatlar….

Bakım-Onarım

Motosikletlerimiz de bakım ve ilgi ister. Teknik yada Görsel Bakımlar, değişim, tamirat vb.

Eğitim

Motosiklet eğitimi için makaleler, ipuçları, sürüş teknikleri, ilk yardım vb. konular

MotorSporları

MotoGP, SuperBike, TMF Yarışları, Mahalli Yarışlar, haberler, sonuçlar hakkında bilgiler

Ana Sayfa » Gezi

Motosiklet ile Karadeniz Gezisi – 2

Bu yazı toplamda 6.977 kez, bugün ise 2 kez okunmuştur.
Gönderen: Askin KAYMAZ Tarih: Salı, 21 Ekim 20084 Yorum

2007 yılında yapmış doluğum Karadeniz gezime ait 2nci bölümü sizlerle paylaşmak istedim. Üzerinden uzun zaman geçmiş olsada unutamadığım bir geziydi benim için. Surprizlerle ve kahkalarla dolu bir gezi yazısı sizler için :)

Bir önceki Karadeniz Gezisi-1 yazımı okumaadı iseniz, okumak k için BURAYA tıklayınız.

Bir önceki gezi yazımda Maçka ‘da kalmıştık. Kaldığımız yerden devam edelim.

Bu günkü rotamız su sekilde efendim.

Maçka dan sabah yola çıkmamız çok geç oldu. Sabah erken kalkmamıza rağmen hazırlanmak için çok vakit kaybettik. Bir de yağmur hafiften yağmaya başlayınca biraz bekleyelim istedik. Öğlene doğru 11.00 civarı teker döndü, Maçka dan benzinleri doldurarak. Yine Zigana geçidinden Gümüşhane yönüne gidecektik.
Tam Maçka dan çıkarken, herkesten metini duyduğum HamsiKöy tabelasını gorunce sağa daldım.
İyi ki de girmişiz.

Hamsiköy hakkında azıcık bilgi :

Zigana geçidi yanında dağların arasında bulunuyor Hamsiköy, en ünlü şeyi sütlacı. Yol tabelasında bu ismi gördüğünüzde, dağların arasında ne işi var ki Hamsiköy’ün diye düşünür insan. Sahilde bir yerd eolması gerekiyor diye düşünürsünüz.Sonra da Karadenizlilidir ne yapsa yeridir diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.Birinin hamsın’in arapça beş anlamına geldiği ve bu bölgede beş köy bulunması nedeni ile “hamsköy” söylenişinin zaman içinde “Hamsiköy” olarak anılmaya başlandığı ve isminin buradan geldiği söylenir.

HamsiKöy deyince ilk akla gelen Sütlaç. E bizde yedik elbette.

gercekten harika bir tadı var. yolunuz düşerse mutlaka deneyin.

HamsiKöy Karadeniz i dolaştığım yerler arasında en beğendiğim yer diyebilirim. Şehre yakınlığı ama bir o kadar da dinginhali cok hosuma gitti. Doğasını anlatmaya gerek bile yok.

tekrar Zigana geçidine doğru yola koyuluyoruz.
Yağmurda geçtiğimiz Zigana yı gunduz gozu ile geçmek cok iyi geldi. Virajlar harikaydı.

Habil biraz daha yakın çekseymiş iyi olacakmış.

Gumuşhane ye geldiğimizde meşhur Karaca Mağaralarını görmeden gitmek olmaz dediler. Karaca Mağaraları için bayağı bir tepeye tırmandık. Bu arada hafiften yağmurda yedik.

Habil yine iş başında, ve artislik Karaca Mağarası girişinden fotolar.

Tabi Cem’de makinesini kapmış hazır beklemekte.

Karaca Mağarası girişinde ki mekanda biraz oturup dinlenelim istedik.
Habil eskil köy günlerini hatırlaıp oturdu dibek taşının başına ve bulgur işlemeye başladı.

Bacım Habil.

bu mevzu habili kesmedi ve ataları gibi girdi çadırına ve bu pozu verdi.

Karaca Mağarası için biraz yürüyorsunuz yukarı.

Mağaraya cıkan yolda bi teyze gordum oturmuş çok eski bir kuran-ı kerim okuyor. çömeldim yanına. orada ne aradığını merak ettim gerçekten de. sırtı yola donuk oylecene oturuyordu.
Hoş beşten sonra, teyze ye burada ne yaptigini sorunca ağlamaklı bir sesle,;yanındaki çıkını açıp içinden kesme erişte ve gözleme çıkardı. – “bunları satıyorum ama kimse almıyor” dedi.
Bende – iyide Teyzecim kim nereden bilecek ki senin bunları sattığını, koymuşsun cıkının icine öylecene duruyor.

Teyzenin duasını alıp mağaraya devam ettik.
Mağaraya giriş 4 YTL. içeri fotoğraf makinesi almıyorlar. Yasakmış. mecbur bıraktık tum fotoğraf makinelerini. Ama içeriyi dolaşırken bir fark etti ki millet şakada – şukada çekiyor fotoğraf.

Karaca Mağarası Hk. bilgi :

Dolomitik kireçtaşları içersinde gelişen Karacaköy karstik mağarası daha önceleri yöre halkı tarafından bilinmesine rağmen, ilk bilimsel anlamda Karaca Köyü’nden ( Masura Köyü ) Jeoloji Mühendisi Şükrü Erüz’ün 1983 – 1990 yılları arasında yapmış olduğu çalışmalar ile turizme kazandırılmıştır.
Özellikle 1990 yılında yapmış olduğu Karacaköy Karstik Mağarası ve Hidrojeolojisi adlı bitirme çalışmasıyla 30 km.lik alanda çalışmış ve Karaca Mağarası benzeri irili ufaklı mağaralara rastlamıştır.
Karaca Mağarasıyla ilgili bilimsel çalışmalarda Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeoloji bölümünden Prof. Dr. Remzi Dilek ve ekibinin yoğun çabaları olmuştur. Mağara, Gümüşhane İl Turizm Müdürlüğü’ne bildirilerek tescili yapılmış ve fiili olarak tescili yapılmış ve fiili olarak turizme açılmıştır.

internetten bulduğum karaca mağarısna ait resimler. en azından nasıl bir yer gormus olursunuz.

Karaca mağarsından çıkıp eşyalarımızı bıraktığımız yerden alırken.
Trabzon-Sürmene li bir amca ile koyu motor sohbeti ediyoruz.
Kendisi de gençliğinde çok binmiş. ciddi kazalarda geçirmiş. Onun tavsiyelerini dinliyoruz.

yola Devam .. hedef Bayburt. iştee Bayburt tayız.

Acıktık; Bayburt un icine girip bir şeyler yiyelim istedik.
Bayburt bayağı kapalı ve dinine aşırı düşkün insanlardan oluşuyor.

Meydan’da bir döner-lokanta gibi bir yere giriyoruz.

Döneri guzel dediler, bizde deneyelim dedik.
Midesiz Habil, yoldan aldığı Kete ile döner yedi doneri hicte fena degildi gercekten.

Habil her ne kadar adama sıcak, tanıdık muhabbeti yapsada adam fiyatları geçirdi bize.

Kapıya çıktığımızda çocuk, büyük herkes başımıza toplandı. bi dolu sorular ardı arkasına.

Bir ara kaskım kayboldu ortalıktan. ucuruyolardı kaskımı az kalsın

Bayburt meydanındaki saat

saat geçiyor ve bizim geçememiz gereken ve yolunu bilmediğimiz bir Soğanlı Geçidi var.
Yola koyuluyoruz. Yayla yollarına benzer bir yoldan gideceğimizi tahmin ederek yola çıkıyoruz.
Asfalt gayet guzel ama ilerisi tam bir kaos olacak haberimiz yok.

Asfalt yol bitiyor ve bir koyden itibaren yol stabilize oluyor.
Bir koyun işcinde duruyoruz her ihtimale karşı Habil koylunun birinden benzin aktarmak icin hortum alıyor.
Bu sırada bu kızlar cok hosuma gidiyor ve bu anı ölümsüzleştiriyorum fotoğraf makinemle.

Yavaş yavaş yol bozulmaya başlıyor ve tırmanmaya devam ediyoruz.

Zirveye bir turlu ulasamıyoruz. Cık cık bitmiyor soğanlı. Bir de bunun inişi var diye içimden geçiriyorum.

Habil in henuz keyfi yerinde

halen zirveye doğru devam. Hava o kadar soğudu ki, üşüyoruz. aciap bir rüzgar var.

Habil’in sozunu unutamıyorum.
Habil : “işte bu abicim yaa, macera budur.” )) Hatta beni öpüyor boyle bir yola getirdigim icin.

(sonra bu lafını delil olarak kullanıcam o yuzden belirteyim istedim.)

çıkmaya devam.

nihayet Soğanlı nın Zirvesindeyiz.

Hava Buzzzzz. bu insanlar usumuyor mu yahu ?

Artık bulutların ustundeyiz. yer yer bulutların içerisinden geçiyoruz. Harika bir duygu bu.

Artık inişe doğru ilerliyoruz. Esas macera da burada başlıyor. Çıktığımız yolu arar olduk.
Sürekli döne döne gittiğiniz, indiğiniz ve yolun buyuk cogunlugunun taş olduğunu düşünün.

Ve yolun bir tarafı ciddi anlamda uçurum. Düşsek bizi bulmaları için 1 hafta aramaları lazım. (Abartmıyorum)

işte o yoldan kareler ;

yolda Habil ve Cem in doğadan cekitiği kareler

gorus berbat. bugun gec cıktıgımız icin yola havada hafiften kararmaya başladı.
sanırım bu fotoğraflar iyi anlatacaktır yolu.

resimler kesmedi ise birde Cem in cektigi bu Video yu izleyin. İşte bu yoldan bir video :

Hiz maksimum 15 km/h. gorus berbat.

fotoğraftan derinlik hissi anlaşımıyor ama bu kare solumuzda ki uçurumun resmidir. dipsiz bir sürü yoldan geçtik.

inerken dağ yamacında bir amca ile karşılaştık. Arıcılık yapıyor amca.
amcayı gorunce hah tamam artı kyol bitiyor hissine kapıldık ama erken kapılmışız.

in in bitmiyor yol. bir ara durup arkada Cem ile Habil i bekliyorum
Telefon cekmiyor aradıgımda merak ediyorum. O indigim yolu geri donmekte gözümde buyuyor. Bekleyeyim diyorum. Yarim saate yakın bekledikten sonra telefon cekiyor Cem in ve arıyorum.
- Nerdesiniz ? ??
- Cem : abi Habil düşüp durdu onu bekleye bekleye geliyoruz.
- Var mı birşey diyorum ?
- Cem: Yok.

ben aşşağı inmeye devam ediyorum. fazla yol kalmamış olması gerek diye iiçimden geçiriyorum.
15 dk. dir iniyorum ama halen dibi gorunmuyor dağın. yoldan bir allahın kuluda geçmiyor ki soralim.

bi 15 dk. daha indikten sonra (Hava artık kararmıştı). :(
2 tane bina gordum inerken. ama ışık yoktu. geldim koprunun oraya. ileride bir siluet gordum.
bir inek ve bir adam vardı. tırstım. allahın dağında bu adamın burada ne işi var bir inekle.

köpru ustunden fotograf

amca nın yanına gidiyorum.
amca burası neresi diyorum ? ve senin bu ıssız yerde bir inekle ne işin var ?
amca nın sadece tek bir ineği varmış. 15 km. aşağıda bir köyde oturuyormuş. bu aylarda da buraya cıkıp bi 20 gun kalıyormuş.
elektrik yok. ineği otlatıyor.
Bu sırada Cem leri bekliyorum ben de. amcaya da boyle boyle su yoldan geldik suraya gidiyoruz diye anlatıyorum.
Daha çok yolumuz var mı diyorum. Amca en yakın köy benim köy o da 15 km. daha aşağıda.
yol da aynen boyle devm ediyor. dikkatli olun diyor.
Ben şok tabii. daha ineceğiz yani diyorum. amca daha cok var diyor.
Bu sırada Habil ler geliyor yukarıdan.

Habil iniyor motordan. İnmesi ile birlikte cinnet geçiriyor.
Kaskı eldivenleri yere fırlatıyor. Lugatta ne kadar kufur varsa kufur etmeye başlıyor.
Inegin baglandığı sopayı koparıyor dereye atıyor.
Yazık bizim amca da korkuyor ne oluyor diye. dağın başında 3 tane zibidi ile baş başa kaldım diyordur herhalde.
Habil in cinnet anının Video goruntusu ise aşağıdadır. ( dikkat küfür içerir )


The most amazing bloopers are here

amca ile hatıra fotoğrafı cekiyoruz.

neyse amca ile hoş sohbet ve Habili in sakinlemesinden sonra yola koyulduk tekrar.

in babam in, bitmiyo abicim. yol daha da berbat oldu. bir de karanlık ustune tuz biber oldu.

neyse amcanın koye girdik. durup inelim dinlenelim kahve de dedik.
seleden kıçımızı kaldırdık bir şimşek çaktı ve  elektrikler gitti köyde. :(
hay Allahım sen bilirsin. töbee töbeee.biniyoruz motora inmeye devam. köylerden geçiyoruz ama zifiri karanlık her yer. bir ara vizorumden su giriyor durup tekrar cıkarıp takayım dedim, kontagı kapattım ellerimi bile goremedim karanlıktan.

yagmur da iyice hızlandı.Çaykara ya kendimizi bir an once atalım istiyoruz. Oysa bugun ki hayalimizi Uzungol e gitmekti. artık istegimiz sadece kuru bir yer bulup, duş alıp uyumak oldu.

sinirler gerildi, konsantrasyon bitti. İcimden kazasız belasız bugune de atlatalım allahım diye gecirip durdum.
Çaykara yolunda heyelan olmuş, yollar berbat. çamur, taş toprak iç içce. yol neresi belli dahi olmuyor.
Siyah Vizor um takılıydı sabahtan değiştirmemiştim (nasil olsa erken geliriz diye dusunrerek) . Karanlık oldugu icin durup degistirmek istiyorum. yağmur sicim gibi yagıyor vaz geciyorum yola devam.

Çaykara yolunu nihayet buluyoruz. Asfalta cıkıyoruz. ben vizoru degistiriyorum. Anam o da ne 5 km gitmiyoruz ki yol bitiyor ve tekrar toprak yol. balçık içinde.

saat 22:00 olmuş ve biz halen Çaykara’ya varmaya calısıyoruz.
Nihayet Çaykara dayız. kalacak yer soruyorum benzinliğe yer yok, bulunmuyor sadece öğretmen evi var. ve onda da yer yok.
e ne yapacagız diyorum en yakın OF. OF’a gitmemiz öneriliyor.OF’a yola devam o halde. OF’ta da bizi yer bulamama surprizi bekliyor.
koca OF ta kalacak bir yer yok. :( bir allahın kuluda cıkıp gel kardesim seni misafir edeyim felan da demedi.

e ne yapacagız yola devam Trabzon istikametine doğru ilk yer SÜRMENE.Sürmene’ye yola devam ediyoruxz saat nerede ise gece yarısı. sürmene ye varıyoruz asfalt yoldan. bir benzinliğe atıyoruz kendimizi. Pompacıya “bize otel lazım var mı” diyorum.
Pompacı :kafanı kaldır abi.
yukarı bakıyorum otel. Çöl de vaha gorur gibiyim. kac para derse desin kalicam o otelde.neyse anlasıyoruz otel ‘e yerlesiyoruz.
Otel tam bir pislik yuvası idi ama. berbattı her yer.esyalar balkona kurumaya bırakılıyor (tabi kurursa)
Sahil yolunun kenarında bir mekan. Direkt sahil otoyolunu goruyor.kuru kıyafetler giyiliyor ve ardından uyku.
o kadar cok yorulmusuz ki, konusacak gunun kritigini yapcak halimiz bile kalmamış.

Gerçekten ciddi anlamda tehlikeli ve yorucu bir yolu bizlere bir şey olmadan ufak tefek kaza ile atlatmamıza seviniyorum.

ertesi gun planını sabaha bırakıyoruz. malum yagmur halen devam etmekte tum gucu ile.

uykunun ardından sabah kalkıyoruz. ilk kalkan benim. ama yağmur halen şakır şakır yağıyor.

Yanımızda hava durumunu takip edecek bir teknoloji olmadığı için Samsun’da ki dostumuzu arayıp sehir sehir, saat saat hava durumu soruyoruz. aldıgımız haberler ise pek iç açıcı değil. Bu gezide niyetimiz Artvin’e kadar gitmekti ama hava durumu buna pek izin vermeyecek gibi. Hava durumu haberlerinde Artvin’de sel tehlikesini de duyunca hepten moralimiz bozuluyor ve erken donus yoluna gecme planları yapmaya baslıyoruz mecburen :( Hemen plan yapılıyor. Ordu’ya kadar sahil şeridini takip edeceğiz sonra TOKAT istikametine doğru ilerleyip TOKAT ta bulunan dostlarımızı ziyaret edeceğiz. Rotamız soyle oldu :

Yağmurun biraz azalmasını fırsat bilerek hemen hazırlanmaya başlıyoruz. Kıyafetler yarı ıslak vaziyette halen. :(

Sahil yoluna çıkıyoruz ve Ordu’da Türkiye’nin en uzun tünelini kullanıyoruz. Nefise AKÇELİ tüneli 3820 mt. Bu yolun asfaltı inanılmaz güzel. Tam anlamı ile motosiklete uygun bir şekilde yapılmış nerede ise. Çok keyif aldım bu yolda olmaktan. Ünye de benzin takviyesi ve Niksar’ın tepelerinden Niksar’a bakış. Niksar deyince nedense hep benim aklıma İçme Suyu geliyor :)

Oglenden sonra TOKAT’taydık. Niksar-Tokat arası kabul edilebilir bir asfalta sahipti, Tokat’ta ki dostlarımız bizi karşıladırlar şehir girişinde.

Karşılayan arkadaşlarımızdan birisi kebapçı olunca o meşhur Tokat Kebabını yemeden olmazdı. Sağ olsun elleri ile bize kebap hazırladı. Tabi bende boş durmadım, giyidim onlugu gectim ocagın basına :)

Yemekler yendi ve otele yerleşildi. Dinlenmenin ardınan ertesi günün planları yapıldı, rota hazırlandı. Amasya-Kastamonu(Tosya) ve Bolu uzerinden dönüş gerçekleştirmeye karar verdik.

Tokat’ta Ballıca Mağaralarını gezdikten sonra öğlen gibi Amasya’da ki arkadaşımız için yola koyulduk. Bu arada Ballıca Mağarasının dibi sonu yok gibi. indikçe iniyor insan derinlere. Ama pek bilinmiyor nedense.

Ballıca Mağarısndan bir kare :

Tokatta ki Kawasaki Z-750 motosikleti olan arkadaşımızın harika bir gece karesinide vermeden geçemeyeceğim.

Aksam üzerine dogru Amasya’dayız. Sevgili arkadasimiz Rafet bizleri karşılıyor.

Ataturk’un evini ziyaret ediyoruz. Amasya’yı ben venedik şehrine benzettim. ortasından akan nehir çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Sarp kayaların arasına kurulmuş bir şehir. Şehrin eskiye dayanan en bilinen hikayesi ise Ferhat ile Şirin’in aşk hikayesi. Şehirde bunla ilgili anıtlar görülebilir. Şehirn etrafında olan dağlarda kral mezarları bulunuyor. Fazla zamanınmız olmadığından gezemiyoruz doyasıya Amasya’yı.

Ferhat ile Şirin Heykeli (hikayesini uzun uzun yazmayacağım bilmeyen yoktur herhalde )

Amasya’dan kareler

İstikamet Tosya’ya çevrildi ve yola koyulduk. Tosya ufak bir belde. En ünlü şeyi Princiymiş. Beldenin göbeğinde ki kahvede soluklandık. Pazarı varmış kıyafetler ile pazarı dolaşınca yerli halk bize uzaydan gelmiş muamelesi yaptı tabii ki:) ufak tefek malzeme alıp Ilgaz Dağlarına çıkıp bir şeyler yemeye karar verdik.

Tosya’da herkesin altında şu sepetli rus motosikletlerinden var. herşey taşıyorlar bu motorlar ile. koyun bile taşıyan gördüm :) Kask ise hak getire. Hatta bende bir arkadaşltan rica ettim sepetli motoru kullandım. Yan tarafı unutmadıgınız surece sorun yok :)

Ilgaz daglarına dogru yola koyulduk ve aldığımız nevaleyi afieyetle mideye indirdik.

Tosya’dan çıktığımızda artık akşam uzeri oluyordu bir an once Bolu otoyola girmek için yola çıktık. Tosya’dan çıkar çıkmaz birden yağmur yağmaya başladı (en azından ben oyle zannediyordum) elimle sileyim dedim ama balçık gibi oldu kask. Bir benzinciye girdiğimizde ise bu yağışın nedeninin sinekler olduğunu gördük. Her yanımız sinek olmuştı. Resmen yağdılar üstümüze.

Nihayet otoyol dayız. otoyola girince istanbula gelmişiz gibi hissettim. Yolda arkadaşımızın benzini bitmesi ve yedek benzin alıp gelme ve uyarılarıma rağmen tekrar gazlaması ve tekrar benzinini bitirmesi son noktayı koymuştu :)

Kazasız bir gezinin ardından keyifli anları düşünerek bu yolculuğu tamamladık. Bir gün bir daha belki karadeniz yollarında olurum belli mi olur. Bana eşlik eden ve bizleri ağırlayan tüm dostlarıma teşekkür ederim.

Tekrar görüşmek üzere Karadeniz…

4 Yorum »

  • Lithium demis ki:

    Habil Abinin Stres Faciası Süper Olmuş :)

    Keşke Sizler ile Motorum Var iken Tanışsaydım da Bu Eşsiz Geziye Katılabilme İmkanım Olsaydı Aşkın Abi.Bu Arada Anlatım Süper Olmuş,Büyük Keyif Alaraktan Okudum.

  • longines demis ki:

    abi manyak bi gezi olmuş hep yapmayı düşünüpte yapamadıgım seylerden biri okadar istiyorumki şü geziyi yapmak her bir kelimene dikkat kesildim insallah banada nasip olur am önce şu benim bisikleti (ybr125) degiştirmem lazım ve tabi zaman .imkanlar el verirse çok güzel olmuş elinize motorunuzun lastiklerine saglık …yolunuzda açık olsun farınızda

  • Murat Şahin Öcal demis ki:

    Hep şuna inanmışımdır: her motor sahibi kadar gider !

    Fazerla Karaca Mağarasına çıkmışsınız ya izleyince saygı duydum.
    Yararlı ve keyifli bir paylaşım sitesi olmuş. Elinize sağlık. Aşağıdaki linkler de benim Karadeniz maceralarım ilginize çeker umuduyla. Ankaradan selam ve sevgiler. Yolunuz açık olsun.

    2008 güney doğu doğu karadeniz gürcistan
    http://www.gezenbilir.com/index.php?topic=15268.0

    2007 karadeniz doğu anadolu
    http://www.gezenbilir.com/index.php?topic=8160.0

  • tucar demis ki:

    süper bir serüven olmuş, yaşadıklarınız ve yazıya aktardıklarınız harika gitmemek elde değil.yeni serüvenlerinizde görüşmek üzere

Yorum Yazmak ister misin ?

Yorumlari RSS Okuyucunuz ile takip edebilirsiniz. RSS ile Takip etmek icin TIKLAYINIZ

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word

Yazilarimiz E-Postaniza Gelsin

Ucretsiz Abone Olmak icin Lutfen E-Posta Adresinizi Giriniz:




Istanbul Hava Durumu


Istanbul Trafik Kameralari

Goruntulemek istediginiz noktada ki balona tiklayiniz.